ÇAĞDAŞ AKANT
 
 
 

Çağdaş AKANT tarafından, 2018 yılında Google arama motoru çalışma prensiplerini araştırmak amacıyla üretilmiş altı adet test sayfasından ikincisindesiniz.

 
 
 
 

KUŞKUCULUK

Pyrrhon (Piron) Kimdir?

M.Ö. 365-275 yılları arasında yaşamış olan kuşkuculuğun kurucusu ünlü Yunanlı düşünürdür.

Pyrrhonculuk da denilen Şüphecilik (Septisizm) akımının kurucusudur.

Abderalı Anaksarkhos'un öğrencisi olan Pyrrhon, Elis'de öğretmenlik yaptı. Bir önermenin lehinde ve aleyhinde aynı geçerlilikte görüşler belirtilebileceği inancıyla hakikati aramanın boş bir çaba olduğunu öne sürdü. Büyük İskender'in Hindistan seferine katıldı ve orada fakirlerin koşutlara kayıtsız kalmaktan kaynaklanan bir mutluluk duyduklarını gözlemledi.

İnsanların duyu algılarının güvenilirliği konusunda yargıda bulunmasının (yani epokhe'yi uygulamasını) ve görünen biçimiyle gerçekliğe uygun olarak yaşamasını savundu. Pyrrhon ne varlığı araştırdı, ne "bu iyidir bu kötüdür" diyerek bir seçim yaptı ne de bir hüküm verdi. Ne bir şey bekledi ne bir şey ümit etti ne de bir şeye inandı. Septik filozoflarda görülen bu tutumlar tam anlamıyla dogmatik özellikler olarak nitelendirilebilir.

Pyrrhonculuk Atina'da Orta ve Yeni Akademia'da etkili oldu. Ayrıca M.S. III. yüzyıl'da Yunan şüpheciliğini sistemleştiren Sekstos Empeirikos'un yapıtlarının yeniden yayınlanmasıyla 17. yüzyıl Avrupa'sında felsefi düşünceyi önemli ölçüde etkiledi. Ayrıca, Pyrrhon'un görüşlerine öğrencisi olan Phleiuslu Timon'un şiirlerinde de rastlanır.

İnsanın bilgiye ulaşmasının, görünüşleri aşıp, gerçekliğe erişmesinin olanaksız olduğunu savunan Phyrrhon, her görüş için leyhte ve aleyhte aynı derecede güçlü olan kanıtlar bulunduğunu, bundan dolayı yapılması gereken en iyi şeyin hiçbir tarafa meyletmemek, bilgisizlik itirafında bulunmak, hiçbir şey söylememek, yargıyı askıya almak olduğunu söylemiştir.

Şüpheyi bir sistem olarak ortaya koyan düşünürlerden ilki Pyrrhon'dur. Bu ilk gerçek septiğin adına bir saygı ifadesi olarak septik felsefeye “Pyrrhonizm” de denilmiştir. Pyrrhon şu düşünceden yola çıkar: Her konuda biri ötekine tamamen karşı olan iki görüş öne sürülebilir. Söz gelişi evrenin tümüyle maddi olduğu da savunabilir, ideal unsurlardan oluştuğu da savunulabilir. Bu biri ötekinin karşıtı olan iki savunmadan hangisinin gerçekten doğru olduğunu kanıtlama olanağı yoktur. ayrıca Tanrıların hem varlığı ve hem de yokluğu savunulabilir. Bu yargıların hangisi doğrudur, bilemeyiz. O halde en doğru davranış, bir konu üzerinde herhangi bir “yargıda bulunmaktan çekinmek”tir. Biz ancak yakın bir gelecekte olabilecek şeyleri, az ya da çok bir olasılıkla biliriz. Bu da pratik yaşam için yeterlidir. Bunun dışında kalan şeylerin bilinmesiyle ilgili hiçbir güvenirlik ve kesinlik yoktur. O halde yapılacak en doğru şey, bir yargıda bulunmaktan sakınmaktır. Söz gelişi herkes evren konusunda her tür yargıda bulunmaktan kaçınmalıdır. Pyrrhon'dan bu yana, yargıdan kaçmaya, derin düşünmekten kaçınmaya, özel deyişle “epohe” denilmiştir.

“Epohe” ne kadar tam uygulanırsa, huzursuzluktan o kadar uzaklaşılır ve “ruh huzuru”na o ölçüde yaklaşılır. Üstün insan, bilmediği şeyler konusunda her türlü yargıdan kaçınan insandır. Epohe, aynı zamanda her türlü şeye, yani yazgısının hazırladığı her şeye hazırlıklı olmak demektir. Üstün insan, her şeyin mümkün olduğunu, hiçbir şeyin kesin olmadığını bilir. Bu anlayışı kendisine rehber yapan insan, şansının tüm oluşlarını olduğu gibi benimser ve böylece büyük bir ruh huzuruna kavuşur. Epohe'yi kullanan bir kişiyi dünyada hiçbir şey, sarsmaz, çünkü o her şeye hazırlıklıdır ve razıdır.

Demokritos gibi Pyrrhon da, mutluluğu dirlik ve gönül şenliği (euthymia) içinde geçen bir yaşamada bulur. Buna erişmek için de, felsefeye dayanmak gerek. Felsefenin ödevi, hayatı, son ereği olan mutluluğa göre düzenleyebilmek için doğru'yu, gerçeği tanımaktır. İşte Pyrrhon bilgi sorununu bu anlayışla ele alır. Ona göre ilk yapılacak şey de, hayatın en yüksek ereğine eriştirecek bu etkenin –bilginin –ne olduğunu, bu işi görebilecek bir durumda olup olmadığını incelemektir. Bilgi bunu yapacak durumda değil diyor Pyrrhon, çünkü her sav için birbirinin karşıtı olan ve güç olarak birbirine eşit bulunan iki kanıt ileri sürülebilir; bundan dolayı da hiçbir şey için belli bir şey diyemeyiz; yapacak şey: Her türlü yargıdan kaçınmadır (epokhe). Bir de: duyular olsun, akıl olsun, bize nesneleri olduğu gibi değil, göründükleri gibi gösterirler. Dogmatizmi yıkan bu görüşü ile, Pyrrhon, yine de eylemin olabileceğine, mutluluğa erişebileceğine inanır. Çünkü bizim bilemediğimiz nesnelerin kendisidir; görünüşlerini ise biliriz. Görünüşler (fenomenler) insana kalıyor, bunlar da onu eylemlerinde yönetebilirler.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

Pyrrhoncu Şüphecilik (Septisizm) Nedir?

"Hiç kimse bir şey bilemez, hatta bu bile kesin değildir."

Doğru olduğuna inandığınız şeylere güvenemezsiniz çünkü yanılıyor olabilirsiniz. Her şey sorgulanabilir, her şeyden şüphe edilebilir. Bu nedenle yapabileceğimiz en iyi şey, açık fikirli olmayı sürdürmektir. Kendinizi bir düşünceye adarsanız, hayal kırıklığına uğrarsınız. Bu, eski Yunan ve daha sonra Roma'da birkaç yüzyıl popüler olan bir felsefi akım olan Şüpheciliğin ana öğretisiydi.

Platon ve Aristoteles'ten farklı olarak, en aşırı şüpheciler herhangi bir konuda belli bir düşünceyi savunmaktan kaçırdılar. Antik Yunan'da yaşamış Pyrrhon, tüm zamanların en ünlü ve belki de en uç şüphecisidir. Hayatı da oldukça gariptir. Birçok şey bildiğinizi düşünebilirsiniz. Örneğin şu anda bu sayfada bu yazıyı okuduğunuzu biliyorsunuz. Ama şüpheciler bunu sorgularlar. Şu anda gerçekten de bu yazıyı okuduğunuza ve yalnızca okuduğunuzu hayal etmediğinize neden inandığınızı düşünün. Bundan gerçekten emin olabilir misiniz? Okuyor gibi görünüyorsunuz size öyle görünür. Ama belki de halüsinasyon ya da rüya görüyorsunuz (Bu, Rene Descartes'ın 1800 yıl sonra geliştireceği bir düşüncedir).

Sokrates'in, tek bildiğinin, hiçbir şey bilmediği olduğunda ısrar etmesi de şüpheci bir bakış açısıydı. Pyrrhon bunu çok daha da ileriye taşıdı; belki de biraz fazla ileriye. Pyrrhon'un hayatıyla ilgili anlatılanlara inanılacak olursa (belki bunlardan da şüphe etmeliyiz), hiçbir şeye kesin gözüyle bakmamayı kariyere dönüştürdüğünü görürüz. Sokrates gibi o da hiçbir şey yazmadı. Dolayısıyla onunla ilgili bildiğimiz her şeyi ölümünden birkaç yüzyıl sonra başkalarının yazdıklarından öğreniriz. Onlardan biri de Diogenes Laertios'tur. Bize Pyrrhon'un meşhur olduğunu, yaşadığı yer olan Elis'te yüksek rahip konumuna getirildiğini ve onun onuruna filozofların vergi ödemek zorunda olmadığını söyler. Filozofların vergi ödememesi gayet iyi bir fikir olsa da bunun doğru olup olmadığını bilmemizin yolu yoktur. Yine de bilebildiğimiz kadarıyla, Pyrrhon şüpheciliğini oldukça olağanüstü şekillerde yaşadı. Onu koruyacak arkadaşları olmasaydı, yeryüzünde geçirdiği zaman çok kısa olurdu. Uzun yaşamak için her aşırı şüphecinin, kendisinden daha az şüpheci olan insanların desteğine ya da bolca şansa ihtiyacı vardır.

Pyrrhon hayata şöyle yaklaşırdı. Duyularımıza tamamen güvenemeyiz çünkü bazen bizi aldatırlar. Örneğin karanlıkta gördüğünüz bir şey hakkında kolayca yanılabilirsiniz. Tilki gibi görünen şey sadece bir kedi olabilir. Birinin size seslendiğini düşündüğünüz zaman yalnızca ağaçlar arasında esen rüzgârı işitmiş olabilirsiniz. Duyularımız bizi oldukça sık aldattığı için onlara asla güven olmayacağına karar verir Pyrrhon. Duyularının ona doğru bilgi verme olasılığını hepten göz ardı etmez ama meseleye karşı açık görüşlü tavrından da ödün vermez. Dolayısıyla pek çok kişi sarp bir uçurumun kıyısındayken yürümeye devam etmeyi aptallık sayarken, Pyrrhon bunu yapmaz. Duyuları onu aldatabileceği için onlara güvenmez. Ayaklarının uçurumun kenarında kıvrıldığını ya da öne doğru devrildiğini hissetse bile aşağıdaki kayalara düşeceğine ikna olmaz. Kayalara düşmenin sağlığına zarar vereceği bile onun için açık değildir. Mutlak anlamda bundan nasıl emin olabilir ki? Hepsinin şüpheci olmadığını tahmin ettiğimiz dostları başına bir kaza gelmemesi için onu kollamasa büyük ihtimalle başı beladan kurtulmazdı. Canını yakmayı isteyeceklerinden emin değilsen vahşi köpeklerden korkmanın bir anlamı var mı? Havlayıp diş göstermeleri ve size doğru koşmaları sizi zorunlu olarak ısıracakları anlamına gelmez. Isırsalar bile ille de canınız yapacak değil ya. Caddede karşıdan karşıya geçerken hızla akan trafik kimin umurunda? Arabalar size çarpmayabilir. Gerçekten kim bilebilir? Hem ölü ya da diri olsanız ne fark eder ki? Her nasılsa Pyrrhon, bu bütünüyle kayıtsızlık felsefesini sonuna kadar yaşamayı başardı, tüm olağan ve doğal insani duygularla davranış kalıplarını yendi. En azından efsane böyle diyor.

Onunla ilgili bu hikâyelerin bazıları, felsefesiyle dalga geçmek isteyenlerin uydurduğu masallar muhtemelen. Fakat hepsinin uydurma olduğu da söylenemez. Mesela gemiyle yolculuk yaptığı sırada, gelmiş geçmiş en korkunç fırtınalardan birinin ortasında kaldığında serinkanlılığını hiç bozmamasıyla ünlüdür. Sert rüzgâr geminin yelkenlerini parçalar, dev dalgalar tekneyi döver. Etrafındaki herkes korkuya kapılır ama Pyrrhon bunların hiçbirinden etkilenmez. Görünüşler sıklıkla aldatıcı olduğundan, fırtınadan gelebilecek herhangi bir zarardan da kesin olarak emin olamayacaktır. En tecrübeli denizciler bile paniğe kapıldığında, o sükûnetini korumuştur. Bu şartlar altında bile kayıtsız kalmanın mümkün olduğunu kanıtlamıştır. Bu hikaye muhtemelen gerçektir.

Pyrrhon gençliğinde Hindistan'a gitmişti. Muhtemelen sıra dışı yaşamının ilham kaynağı da burası oldu. Hindistan, kendilerini aşırı, neredeyse inanılmaz boyutlarda fiziksel zorluklara tabi tutabilen ruhani hocalar ve guruların muazzam bir geleneğine sahipti: İçsel dinginliğe ulaşmak için diri diri gömülme, bedenin hassas bölgelerine ağırlıklar asma ve haftalarca yemek yemeden yaşama. Pyrrhon'un felsefeye yaklaşımı bir mistiğinkine yakındı. Bunu başarmak için kullandığı teknikler ne olursa olsun, dediklerini uyguluyordu. Sakin ruh hali etrafındakileri derinden etkiliyordu. Ona göre, herhangi bir şey karşısında galeyana gelmemesinin nedeni, mutlak anlamda her şeyin bir yargı meselesi olmasıydı. Hakikati keşfetmenin bir yolu yoksa, endişeye de mahal yoktur. O zaman kendimizi bütün katı inançlardan uzaklaştırabiliriz, çünkü böyle inançlar her zaman hayal ürünüdür. Pyrrhon'la tanışsaydınız büyük ihtimalle onun deli olduğunu düşünürdünüz.

Belki de gerçekten öyleydi. Ama düşünceleri ve davranışları tutarlıydı. Kesin dediğiniz pek çok şeyin anlamsız olduğunu, iç huzurunuza gölge düşürdüğünü düşünürdü. Çok fazla şeye kesin gözüyle bakmak kumdan kaleler inşa etmek gibidir. Düşüncelerinizin temelleri, inanmak istediğiniz kadar sağlam değildir ve sizi mutlu kılma ihtimalleri yoktur. Pyrrhon felsefesini, mutlu olmak isteyen herkesin sorması gereken üç soru biçiminde düzgünce özetlemişti:

* Nesnelerin gerçek yapısı nedir?
* Nesneler karşısında duruşumuz ne olmalıdır?
* Nesneler karşısında doğru bir duruştan ne kazanırız?


Cevapları basit ve isabetliydi. İlk cevap, dünyanın neye benzediğini kesinlikle bilemeyiz o, anlayışımızın ötesinde bir şeydir. Hiç kimse gerçekliğin nihai doğasını bilemez. Bu bilgiyi elde etmek insanlar için mümkün değildir. Bu yüzden bu soruyu unutalım gitsin. Bu görüş, Platon'un Formlar Teorisine ve filozofların bunların bilgisini soyut düşünce yoluyla elde edebilecekleri ihtimaline tamamen çekişme içindedir. İkincisi ilk cevabın sonucu olarak, kendimizi hiçbir görüşe teslim etmemeliyiz. Hiçbir şeyi kesin olarak bilemeyeceğimizden, tüm yargılarımızı askıya almalı ve hayatlarımızı yargıdan kaçınarak yaşamalıyız. Sahip olduğunuz her arzu, bir şeyin diğerinden daha iyi olduğuna inandığınızı gösterir. İstediğinizi elde edemediğinizde mutsuz olursunuz. Ne var ki bir şeyin diğerinden daha iyi olduğunu bilemezsiniz. Dolayısıyla mutlu olmak için, kendimizi arzularımızdan kurtarmamız ve işlerin nasıl sonuçlanacağıyla ilgilenmememiz gerekir. Doğru yaşamanın yolu budur. Hiçbir şeyin önemli olmadığının farkına yarın. Böylece hiçbir şey, ruh halinizi yani iç huzurunuzu bozmayacaktır. Üçüncüsü bu öğretiyi takip ederseniz, hayatınız şöyle olacaktır: Başta, herhangi bir şey hakkında muhtemelen ne diyeceğinizi bilemeyeceğiniz için, sessiz kalırsınız. Sonunda da bütün endişelerinizden arınırsınız. Bu da bir insanın hayattan bekleyebileceği en iyi şeydir.

Tüm bunlar neredeyse dinsel bir deneyim gibidir. Teoride böyle bir şeydi. Bu teori Pyrrhon özelinde işe yaramıştır anlaşılan, ancak insanlığın çoğu için aynı sonuçları vereceğini kabul etmek güçtür. Pek azımız onun önerdiği türde bir kayıtsızlık haline ulaşabilir. Herkes en kötü hatalarından onu kurtaracak bir arkadaş grubuna sahip olacak kadar şanslı değildir. Aslında herkes Pyrrhon'un tavsiyesini takip etseydi, Pyrrhoncu şüphecileri kendilerinden koruyacak kimse kalmazdı ve koca felsefe ekolü çok geçmeden uçurumun kenarından tepetaklak düşerek, hareket halindeki araçların önüne atlayarak ya da vahşi köpekler tarafından parçalanarak yok olup giderdi.

Pyrrhon'un yaklaşımının temel zayıflığı, "hiçbir şeyi bilemeyiz"le başlayıp "tehlikeli bir şey karşısındaki içgüdülerinizi ve hislerinizi yok saymalısınız" sonucuna ulaşmasıdır. Ne var ki birçok olası tehlikeden içgüdülerimiz sayesinde kurtuluruz. Bütünüyle güvenilir olmayabilirler, ama sırf bu nedenle içgüdülerimizi öylece yok sayamayız. Hatta Pyrrhon bile bir köpek ısırdığında oradan uzaklaşacaktır: Ne kadar istese de otomatik tepkilerini tam anlamıyla ortadan kaldıramazdı. Dolayısıyla Pyrrhoncu Şüpheciliği denemek ve sonuna kadar yaşamak aykırılık görünür. Bu şekilde yaşamanın Pyrrhon'un düşündüğü gibi bir iç huzuru sağladığı da kesin değildir. Pyrrhon'un Şüpheciliğiyle ilgili şüpheye düşmek mümkündür. Huzurun, onun girdiği türden tehlikelerle gerçekten elde edilip edilemeyeceğini sorgulamak isteyebilirsiniz. Bu öğreti Pyrrhon için işe yaradı diye sizin de işinize yarayacağı kesin mi? Vahşi bir köpeğin sizi ısıracağından yüzde yüz emin olamayabilirsiniz, ama yüzde doksan dokuzluk bir ihtimal varsa işi şansa bırakmamak akıllıca olur.

Felsefe tarihindeki tüm şüpheciler Pyrrhon kadar uç noktada değildi. Her zaman her şey kuşku altındaymış gibi yaşamak yerine, sorgulayan ve inandığımız şeylere dair kanıtlara yakından bakan muazzam bir ılımlı şüphecilik geleneği de vardır. Bu çeşit bir şüpheci sorgulama, felsefenin önünde yatar. Aslında bu anlamda tüm büyük filozoflar şüphecidir. Bu dogmatikliğin karşıtıdır. Dogmatik olan biri gerçeği bildiğinden çok emindir. Filozoflar dogmaya meydan okurlar. İnsanların yaptıkları şeye neden inandıklarını, sonuçlarını desteklemek için ellerinde ne gibi kanıtlar olduğunu sorarlar. Sokrates ve Aristoteles'in yaptıkları buydu, günümüz filozofları da aynı şeyi yapar. Ama bunu sadece huzursuz etmek adına yapmazlar.

Felsefi şüpheciliğin amacı gerçeğe yaklaşmak, en azından ne kadar az bildiğimizi ya da bilebildiğimizi göstermektir. Bu tür bir şüpheci olduğunuz için uçurumun kenarından düşme tehlikesine girmeniz gerekmez. Ancak farklı sorular sormaya hazırlıklı olmanız ve insanların vereceği cevaplar hakkında eleştirel düşünmeniz gerekir. Pyrrhon tüm endişelerden özgür olmayı tavsiye etse de çoğumuz bunu başaramayız.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak:
Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

Timon Kimdir?

Eski Yunan, filozoftur. Kuşkuculuk akımının öncülerindendir.

Duyular insanı yanılttığından kesin bilgi edinme olanağının bulunmadığı görüşünü savunmuştur.

M.Ö 320 ya da 325 dolaylarında Peloponez yakınında Philonte'de doğdu, 230 ya da 235'te Atina'da öldü. Kuşkuculuk akımının kurucusu filozof Pyrrhon'un öğrencisi ve ardılıydı. Önceleri tiyatro oyuncularının oluşturdukları bir topluluğa katıldı, sonra felsefeye ilgi duyunca Megara'ya giderek filozof Stilpon'un, daha sonra gittiği Elis'te kuşkucu bilge Pyrrhon'un öğrencisi oldu. Hekimlikle de ilgilenen Timon, bir süre Anadolu'nun Kalkidikya bölgesinde gezici öğretmen olarak çalıştı, büyük bir kazanç sağladıktan sonra Atina'ya dönerek Platon Akademisi'ne girdi. Kısa süre içinde Akademi'nin yöneticileri arasına katıldığı gibi kuşkucu öğretinin benimsenmesine de olanak sağladı. Felsefe dışında şiir ve oyun konularını işleyen yapıtlar yazdı, felsefeye yönelik düşüncelerini şiir türünde ortaya koydu. Yapıtlarından çoğu ortada yoktur, düşünceleri kendisinden aktarılan, alıntılardan öğrenilmektedir. Yapıtları arasında en çok tutulanı ve kendisine “yergici” denmesine yol açanı Silies'tir (“Yergiler”).

Timon, düşünce tarihinde, iki yönden önemli sayılır. Bunlardan biri yergici, tartıştığı kimseleri alaya alarak gülünç duruma düşürmekteki başarısıdır. Şiir diliyle işlediği bu konulara yaklaşımı, karşısındakini düşüncesinden dolayı yermek, tutarsızlığını ortaya koymaktır. Özellikle, Pythagoras, Platon, Aristoteles, Melissos, Elealı Zenon gibi filozoflarla, cehennemde alaylı bir dille, tartışır. Onların tutarsız, yalancı, aldatıcı, gerçekleri kavrayamayan, yetersiz olduklarını söyler. Ona göre Platon, söylediği yalana kendisi de inanan, Aristoteles kendini beğenmiş, Ksenophon acımasız, Pythagoras saygısız, Heraklei-tos yaygaracı bir kimsedir. Timon'un yerici dili, kuşkucu olmayan filozofların görüşlerini çürütmek içindir. Silies'in öteki iki bölümünde de Epikuros ve Kleantes'i yerer, Demokritos ve Parmenides'i beğenir, Protagoras'ı över.

Timon'a göre felsefenin görevi yaşamı düzene koyarak bireyi, kendi yeteneği oranında, mutlu kılmaktır. Bu niteliği dolayısıyla felsefe kuramsal değil uygulamalıdır, yaşamın içindedir. Mutluluğa ulaşmak isteyen kimsenin nesnelerin niteliği, nesnelerle ilgili tutum ve davranışlarıyla bunlardan çıkacak sonuç gibi üç soruyu kendine sormalı, bunların karşılığım aramalıdır. Bu sorulardan nesnelerin ne olduğuna yöneleni çözülmez, çünkü insan nesnenin özünü bilemez. Bilim bunu çözüme ulaştırdığını ileri sürerse de kesin sonuç alınamamıştır. Çözümler arasında ayrılık bunun kanıtıdır. İnsan nesnelerin ancak görünüşlerini bilebilir, bu nedenle nesneler göründüğünden başka türlü değildir. Bütün bilgiler birer alışkanlık ve geleneklere dayanan aktarmalar olmaktan öteye geçemez. İnsan nesnenin gerçeğini değil yalnız gördüğünü, duyularla algıladığını anlatabilir. İkinci ve üçüncü sorunun karşılığı da birincinin doğrultusundadır. İnsan nesneler karşısında gerçeği bilemeyeceğini bilerek davranışlarını düzenlemeli, tutumunu belirlemelidir. Bu da her türlü kesin yargıdan kaçınmak, bilimin gerçeği kavradığını savunanlara inanmamak demektir.

Timon'un ahlakla ilgili düşünceleri de Kuşkuculuk Öğretisi'ne dayanır. Onun için önemli olan katı düşüncelere saplanmak, değişmezliğe inanmak, genel geçerlik taşıyan kuralların bulunduğunu ileri sürmek değil, yaşamın akışı içinde elden geldiğince mutlu olmaya çalışmaktır.

Pirrhon'un ardılı olan Timon, bir başka septik filozoftur. bununla birlikte Grek mantığının görüş noktasından, karşılık vermenin çok güç olduğu ve zekayla ilgili kimi kanıtlar ileri sürdü. Gerkler yönünden tek kabul edilmiş mantık, tümdengelimseldi. Bütün tümdengelimse Eukleides gibi, apaçık sayılan genel ilkelerden başlamak zorunda idi.

Timon bu tür ilkeler bulma olanağını kabul etmeli. Böylece her şey başka bir şeyin yardımıyla belgelenebilecek. Ve bütün kanıt ya dönel (circular), ya da bir hiçten sarkan bitimsiz bir zincir olacaktır. Her iki durumda da hiçbir şey saptanamaz. Görebildiğimiz denli, bu kanıt, orta-çağlara egemen olan Aristoteles felsefesini kökünden koparmıştır.

Günümüzde bütünüyle kuşkucu olmayan kişilerce savunulan kimi kuşkuculuk biçimlerini, eski çağın kuşkucuları görememişlerdi. Onlar, görüntülerden kuşkulanmamışlar ya da kendi kanılarınca, yalnızca görüntülerle ilgili dolaysız bilgimizi dile getiren önermeleri kuşkulu bulmamışlardır.

Timon'nun yapıtlarından çoğu yok olmuştur. Elimizde bulunan iki parça bu noktayı açıklayacaktır. Bunlardan biri “görüntünün tümüyle geçerli” olduğunu söyler, öbüründeyse şunlar okunmaktadır: “bal tatlıdır” demem, “bal tatlı görünür”. “balın tatlı olduğunu ileri sürmeyi hatırlıyorum. Onun tatlı göründüğünü bütünüyle evetlerim” derim.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

 
 
 
 
 
cagdas@cagdasakant.com